ESERİN ADI:  ‘-e rağmen’
BOYUT: 36 cm x 31 cm x 37cm
MALZEME: Seramik, mermer
ÜRETİM YILI: 2024

Mermer plato üzerine yerleştirilmiş bir figür…İlk bakışta sabitlenmiş, hatta kısıtlanmış bir varlık olarak görünse de kollarının yokluğundan, aslında kimdir bu zincire vurulan? Onu çevreleyen bu zincir, bağlayan bir araç olmaktan çok, bağlanma fikrinin temsilidir. Baş, yukarıya doğru yönelmiştir. Bu bakış, teslimiyetinin değil; farkındalığının, hatta bir tür içsel uyanışın göstergesidir. Bedensel olarak eksiltilmiş olan düşünsel olarak genişlemektedir. Tam da bu noktada bir soru yankılanır içimden: Zincir gerçekten neyi tutar? Figüre bile temas etmeden uzanan bu zincir, fiziksel bir kopukluktan ziyade ontolojik bir ayrımı işaret eder. Dünya, burada mermer bir plato olarak ifade alır: katı, ağır ve kaçınılmaz olan… Sosyal baskı, itibar, anahtar roller, başarı, ahlak, erdemli olma gibi birçok zorunluluklar ve sorumluluklar zincir formunda cisimleşir figürün çevresinde. Ancak figürün bedeni, bu zincire bağlanabilecek bir bütünlüğe sahip değildir. Bu yapıt, varoluşun özünde yer alan çelişkiyi görünür kılar: İnsan kendini kuşatılmış hisseder, fakat onu gerçekten bağlayan somut bir bağ yoktur. Zincir, dış dünyaya aittir; özgürlük ise içkin bir durum olarak figürün bakışında varlığını sürdürür. Dolayısıyla bu heykel, bir esaret temsili değil; esaret fikrinin sorgulanmasıdır. İzleyici, mermerin ağırlığı ile düşüncenin hafifliği arasında salınırken, şu ihtimal belirir: Belki de insan, hiçbir zaman zincirlenmemiştir. Sadece zincirin varlığına inanmıştır.

ESERİN ADI:  ‘-e rağmen’
BOYUT: 36 cm x 31 cm x 37cm
MALZEME: Seramik, mermer
ÜRETİM YILI: 2024

AÇIKLAMA: Mermer plato üzerine yerleştirilmiş bir figür…İlk bakışta sabitlenmiş, hatta kısıtlanmış bir varlık olarak görünse de kollarının yokluğundan, aslında kimdir bu zincire vurulan? Onu çevreleyen bu zincir, bağlayan bir araç olmaktan çok, bağlanma fikrinin temsilidir. Baş, yukarıya doğru yönelmiştir. Bu bakış, teslimiyetinin değil; farkındalığının, hatta bir tür içsel uyanışın göstergesidir. Bedensel olarak eksiltilmiş olan düşünsel olarak genişlemektedir. Tam da bu noktada bir soru yankılanır içimden: Zincir gerçekten neyi tutar? Figüre bile temas etmeden uzanan bu zincir, fiziksel bir kopukluktan ziyade ontolojik bir ayrımı işaret eder. Dünya, burada mermer bir plato olarak ifade alır: katı, ağır ve kaçınılmaz olan… Sosyal baskı, itibar, anahtar roller, başarı, ahlak, erdemli olma gibi birçok zorunluluklar ve sorumluluklar zincir formunda cisimleşir figürün çevresinde. Ancak figürün bedeni, bu zincire bağlanabilecek bir bütünlüğe sahip değildir. Bu yapıt, varoluşun özünde yer alan çelişkiyi görünür kılar: İnsan kendini kuşatılmış hisseder, fakat onu gerçekten bağlayan somut bir bağ yoktur. Zincir, dış dünyaya aittir; özgürlük ise içkin bir durum olarak figürün bakışında varlığını sürdürür. Dolayısıyla bu heykel, bir esaret temsili değil; esaret fikrinin sorgulanmasıdır. İzleyici, mermerin ağırlığı ile düşüncenin hafifliği arasında salınırken, şu ihtimal belirir: Belki de insan, hiçbir zaman zincirlenmemiştir. Sadece zincirin varlığına inanmıştır.

ESERİN ADI:  ‘Varoluştan Uzanan Beden’
BOYUT: 12  cm x 10 cm x 40 cm
MALZEME: Seramik, mermer, çakıl taşları ve mermer parçaları
ÜRETİM YILI: 2024

Mutlağa ulaştığımızı sansak ve hep bu umutla yol aksakta insanın varlıkla sınavı hiç bitmez. Varlık, bu uğurda bedende izler bırakır. Beden onun nesnel bir portresi gibidir. Varlığa yaptığımız katılımlar ve tanıklık biçimlerimiz bedeni kırıp incitir, eğip bükerek deforme eder.

ESERİN ADI:  ‘Varoluştan Uzanan Beden’
BOYUT: 12  cm x 10 cm x 40 cm
MALZEME: Seramik, mermer, çakıl taşları ve mermer parçaları
ÜRETİM YILI: 2024

AÇIKLAMA:

Mutlağa ulaştığımızı sansak ve hep bu umutla yol aksakta insanın varlıkla sınavı hiç bitmez. Varlık, bu uğurda bedende izler bırakır. Beden onun nesnel bir portresi gibidir. Varlığa yaptığımız katılımlar ve tanıklık biçimlerimiz bedeni kırıp incitir, eğip bükerek deforme eder.

 

ESERİN ADI:  ‘İçeri Akan Dünya’
BOYUT: 36 cm x 50 cm
KIZ FİGĞR BOYUT: 12.5 cm x 10x 38 cm
MALZEME: Seramik, metal, bant, vaseline
ÜRETİM YILI: 2024

Jean-Paul Sartre’ın varoluşçu düşüncesinden beslenen bu heykel, insanın Dünya’ya “atılmışlık” hâlini yalnızca felsefi bir önerme olarak değil, bedensel ve mekânsal bir deneyim olarak ele alır. Varlık, burada sabit bir öz değil; izleyiciyi kuşatan, içine sızan ve onu dönüştüren bir kuvvet olarak belirir. Tıpkı bir bulantı gibi ansızın gelen bu karşılaşma, öznenin sınırlarını çözer ve benliği geçirgen bir yüzeye dönüştürür.Heykel,iç ve dış arasındaki ayrımı askıya alır. Dünya artık dışsal bir gerçeklik olmaktan çıkar; yanık, karanlık ve yoğun bir akış olarak öznenin içine doğru ilerler. Bu akış, kişinin, kendi iç mekânında yeni bir “dünya” kurmasına neden olur. Bu karşılıklı kurulum, özne ile Dünya arasında kapalı bir bütünlük oluşturmaz. Aksine, çevreleyen bir boşluk olarak tamamlanmış bir durum değil; sürekli ertelenen, kendini aşan ve kendi sınırlarının ötesine çağıran bir süreç olur.
Bu süreç, kaçınılmaz bir yalnızlıkla yüzleştirir kişiyi. Ancak bu yalnızlık, yoksunluk değil; varoluşun temel gerilimi olarak ortaya çıkar. Tam da bu gerilimde kaygı belirir ve kaygı, figürün yüzünde kendini hissettirir.Sanki figür bize fısıldayarak şu soruyu soruyordur: “Bu Dünya’da daha iyi bir dünya kurabilir miydim?”
Bu soru, yalnızca bireysel bir sorgulamayı kapsamaz; aynı zamanda varoluşun etik ve ontolojik sınırlarını yeniden düşünmeye davet eder.

ESERİN ADI:  ‘İçeri Akan Dünya’
BOYUT: 36 cm x 50 cm
KIZ FİGĞR BOYUT: 12.5 cm x 10x 38 cm
MALZEME: Seramik
ÜRETİM YILI: 2024

AÇIKLAMA:
Jean-Paul Sartre’ın varoluşçu düşüncesinden beslenen bu heykel, insanın Dünya’ya “atılmışlık” hâlini yalnızca felsefi bir önerme olarak değil, bedensel ve mekânsal bir deneyim olarak ele alır. Varlık, burada sabit bir öz değil; izleyiciyi kuşatan, içine sızan ve onu dönüştüren bir kuvvet olarak belirir. Tıpkı bir bulantı gibi ansızın gelen bu karşılaşma, öznenin sınırlarını çözer ve benliği geçirgen bir yüzeye dönüştürür.Heykel,iç ve dış arasındaki ayrımı askıya alır. Dünya artık dışsal bir gerçeklik olmaktan çıkar; yanık, karanlık ve yoğun bir akış olarak öznenin içine doğru ilerler. Bu akış, kişinin, kendi iç mekânında yeni bir “dünya” kurmasına neden olur. Bu karşılıklı kurulum, özne ile Dünya arasında kapalı bir bütünlük oluşturmaz. Aksine, çevreleyen bir boşluk olarak tamamlanmış bir durum değil; sürekli ertelenen, kendini aşan ve kendi sınırlarının ötesine çağıran bir süreç olur.
Bu süreç, kaçınılmaz bir yalnızlıkla yüzleştirir kişiyi. Ancak bu yalnızlık, yoksunluk değil; varoluşun temel gerilimi olarak ortaya çıkar. Tam da bu gerilimde kaygı belirir ve kaygı, figürün yüzünde kendini hissettirir.Sanki figür bize fısıldayarak şu soruyu soruyordur: “Bu Dünya’da daha iyi bir dünya kurabilir miydim?”
Bu soru, yalnızca bireysel bir sorgulamayı kapsamaz; aynı zamanda varoluşun etik ve ontolojik sınırlarını yeniden düşünmeye davet eder.

ESERİN ADI: ‘VAR’ olmak ya da ‘OL’mamak
BOYUT: 100 cm x 45 cm x 60 cm
KIZ: 13 cm x 14 cm x 39 cm
KUYU: 36 cm x 50.5 cm
MERDİVEN: 0.50 cm x 13 cm x 65 cm
MALZEME: Seramik, metal
ÜRETİM YILI: 2024

Sartre savunmasında : ‘Gerçeği istemek, felaket tarzı içinde bile olsa, VARLIĞI her şeye tercih etmektir; çünkü yalnızca o vardır’, der. Bu da bizi bireysel öznenin kendi kendini seçmesine götürür. Kişi edimleriyle kendini gerçekleştirebilecektir. Merdiven çıkarak kendine cesaret etmek ve kendini o  derinliğe indirebilmek bir kaygı getirse de insana, kişi ancak seçimlerini özgürce ve cesaretle gerçekleştirdiğinde  VAR’oluşuna ulaşabilecektir.

ESERİN ADI: ‘VAR’ olmak ya da ‘OL’mamak
BOYUT: 100 cm x 45 cm x 60 cm
KIZ: 13 cm x 14 cm x 39 cm
KUYU: 36 cm x 50.5 cm
MERDİVEN: 0.50 cm x 13 cm x 65 cm
MALZEME: Seramik, metal
ÜRETİM YILI: 2024

AÇIKLAMA:
Sartre savunmasında : ‘Gerçeği istemek, felaket tarzı içinde bile olsa, VARLIĞI her şeye tercih etmektir; çünkü yalnızca o vardır’, der. Bu da bizi bireysel öznenin kendi kendini seçmesine götürür. Kişi edimleriyle kendini gerçekleştirebilecektir. Merdiven çıkarak kendine cesaret etmek ve kendini o  derinliğe indirebilmek bir kaygı getirse de insana, kişi ancak seçimlerini özgürce ve cesaretle gerçekleştirdiğinde  VAR’oluşuna ulaşabilecektir.

ESERİN ADI:  ‘Bakışın Öznesi’ 2. Edisyon
BOYUT: 45 cm x 25 cm x 55 cm
FİGÜR BOYUTU : 2 m x 4 cm x 5 cm (Bronz)
MALZEME: Mermer, Seramik ve Bronz (Mermer Kaide ile yekparedir)
TAHMİNİ AĞIRLIK: 50-70Kg.
ÜRETİM YILI: 2024

Heykel, varoluşçu düşüncenin merkezinde yer alan “görme” ve “görülme” gerilimini, irisin içine yerleştirilmiş insan yüzü aracılığıyla fenomenolojik açıdan inceler. İris, burada salt bir anatomik form olmaktan çok, bilincin dünyaya yönelmişliğinin,yani fenomenolojideki anlamıyla yönelimselliğin,somut bir metaforuna dönüşür.Dünyanın bize açıldığı o ilk teması simgeleyen ‘İris’in merkezinde beliren yüz, bu yönelimselliğin hem öznesi hem de nesnesidir. İzleyici, heykelle karşılaştığında yalnızca bir nesneye bakmaz; aynı zamanda bakışın kendisiyle yüzleşir. Bu çift yönlü durum, varoluşçuluğun temel gerilimlerinden birini açığa çıkarır: İnsan, dünyayı algılayan bir bilinç olduğu kadar, başkalarının bakışı altında nesneleşen bir varlıktır. İrisin içine hapsolmuş bu yüz, tam da bu kaçınılmaz karşılaşmayı temsil eder. Yüz, kendini göremez ancak başkasının bakışı aracılığıyla varlığına yönelirken, her bakışta yeniden kurulan bir anlam alanını yaratır.
Malzemenin mermer oluşu, varoluşun içkin ağırlığını ,merkezinde yer alan yüzün seramik malzeme ile ele alınışı ise kırılganlığımızın tezahürüdür.
Bireyin dünyayla kurduğu ilişkinin gerilimi, kaygı ve mutsuzluğu beraberinde getirir.Heykel, bir gözün içine yerleştirilmiş insan yüzü üzerinden izleyiciyi kendi algı deneyimini sorgulamaya davet eder. Soru yalnızca “ne görüyoruz?” değil, aynı zamanda “görürken kim oluyoruz?”dur. İris, dünyaya açılan bir pencere olmaktan çıkar; izleyiciyi içine çeken, onu da bu görme eyleminin parçası haline getiren bir alan haline gelir. Böylece eser, fenomenolojik anlamda bir nesne olmaktan ziyade, izleyiciyle birlikte tamamlanan bir deneyim alanı kurar.

ESERİN ADI:  ‘Bakışın Öznesi’ 2. Edisyon
BOYUT: 45 cm x 25 cm x 55 cm
FİGÜR BOYUTU : 2 m x 4 cm x 5 cm (Bronz)
MALZEME: Mermer, Seramik ve Bronz (Mermer Kaide ile yekparedir)
TAHMİNİ AĞIRLIK: 50-70Kg.
ÜRETİM YILI: 2024

AÇIKLAMA:

Heykel, varoluşçu düşüncenin merkezinde yer alan “görme” ve “görülme” gerilimini, irisin içine yerleştirilmiş insan yüzü aracılığıyla fenomenolojik açıdan inceler. İris, burada salt bir anatomik form olmaktan çok, bilincin dünyaya yönelmişliğinin,yani fenomenolojideki anlamıyla yönelimselliğin,somut bir metaforuna dönüşür.Dünyanın bize açıldığı o ilk teması simgeleyen ‘İris’in merkezinde beliren yüz, bu yönelimselliğin hem öznesi hem de nesnesidir. İzleyici, heykelle karşılaştığında yalnızca bir nesneye bakmaz; aynı zamanda bakışın kendisiyle yüzleşir. Bu çift yönlü durum, varoluşçuluğun temel gerilimlerinden birini açığa çıkarır: İnsan, dünyayı algılayan bir bilinç olduğu kadar, başkalarının bakışı altında nesneleşen bir varlıktır. İrisin içine hapsolmuş bu yüz, tam da bu kaçınılmaz karşılaşmayı temsil eder. Yüz, kendini göremez ancak başkasının bakışı aracılığıyla varlığına yönelirken, her bakışta yeniden kurulan bir anlam alanını yaratır.
Malzemenin mermer oluşu, varoluşun içkin ağırlığını ,merkezinde yer alan yüzün seramik malzeme ile ele alınışı ise kırılganlığımızın tezahürüdür.
Bireyin dünyayla kurduğu ilişkinin gerilimi, kaygı ve mutsuzluğu beraberinde getirir.Heykel, bir gözün içine yerleştirilmiş insan yüzü üzerinden izleyiciyi kendi algı deneyimini sorgulamaya davet eder. Soru yalnızca “ne görüyoruz?” değil, aynı zamanda “görürken kim oluyoruz?”dur. İris, dünyaya açılan bir pencere olmaktan çıkar; izleyiciyi içine çeken, onu da bu görme eyleminin parçası haline getiren bir alan haline gelir. Böylece eser, fenomenolojik anlamda bir nesne olmaktan ziyade, izleyiciyle birlikte tamamlanan bir deneyim alanı kurar.

Diğer Eserler

Diğer Eserler