ROTARY

Şişli Rotary Kulübü,
‘Atatürk ve Sanayi Devrimi ’ İleri Dönüşüm Heykel Yarışması,
2420.Bölge Özel Ödülü

Şişli Rotary Kulübü,
‘Atatürk ve Sanayi Devrimi’
İleri Dönüşüm Heykel Yarışması,
2420.Bölge Özel Ödülü

ESERİN ADI: ’Ok 19.23’
BOYUT: 125 cm x 70 cm x 10 cm
MALZEME: , Işıklı Rölyef, Metal Atık
ÜRETİM YILI: 2023

Delik deşik olmuş bir ülkenin büyük sıçrayışının hikayesidir Sanayi Devrimi. Kökten uca uzanan aklın, özgürce ‘varım’ diyebilmenin, inadın, yeni bir ülkenin inşasıdır aynı zamanda. Bu inşa, adeta hedefe kitlenen bir ok gibi ilerleyen azmin ve istikrarın  gücüdür. Batı’dan Doğu’ya doğru dalga dalga ilerleyen zincirler, değişimin kararlılığını anlattığı gibi iradenin ve koparılamaz birliğin de temsilidir. Malzeme olarak metalin seçilmesi dönemin ağırlığını yansıtmak amaçlıdır. Zor koşullarda, imkansızlıklar içinde büyümeye ve gelişmeye çalışan bir ülkenin kolay eğilip bükülmeyen net kararlılığının da tezahürüdür.

ESERİN ADI: ’Ok 19.23’
BOYUT: 125 cm x 70 cm x 10 cm
MALZEME: , Işıklı Rölyef, Metal Atık
ÜRETİM YILI: 2023

AÇIKLAMA:

Delik deşik olmuş bir ülkenin büyük sıçrayışının hikayesidir Sanayi Devrimi. Kökten uca uzanan aklın, özgürce ‘varım’ diyebilmenin, inadın, yeni bir ülkenin inşasıdır aynı zamanda. Bu inşa, adeta hedefe kitlenen bir ok gibi ilerleyen azmin ve istikrarın  gücüdür. Batı’dan Doğu’ya doğru dalga dalga ilerleyen zincirler, değişimin kararlılığını anlattığı gibi iradenin ve koparılamaz birliğin de temsilidir. Malzeme olarak metalin seçilmesi dönemin ağırlığını yansıtmak amaçlıdır. Zor koşullarda, imkansızlıklar içinde büyümeye ve gelişmeye çalışan bir ülkenin kolay eğilip bükülmeyen net kararlılığının da tezahürüdür.

ESERİN ADI: ‘VAR’ olmak ya da ‘OL’mamak
BOYUT: 100 cm x 45 cm x 60 cm
KIZ: 13 cm x 14 cm x 39 cm
KUYU: 36 cm x 50.5 cm
MERDİVEN: 0.50 cm x 13 cm x 65 cm
MALZEME: Seramik, metal
ÜRETİM YILI: 2024

Sartre savunmasında : ‘Gerçeği istemek, felaket tarzı içinde bile olsa, VARLIĞI her şeye tercih etmektir; çünkü yalnızca o vardır’, der. Bu da bizi bireysel öznenin kendi kendini seçmesine götürür. Kişi edimleriyle kendini gerçekleştirebilecektir. Merdiven çıkarak kendine cesaret etmek ve kendini o  derinliğe indirebilmek bir kaygı getirse de insana, kişi ancak seçimlerini özgürce ve cesaretle gerçekleştirdiğinde  VAR’oluşuna ulaşabilecektir.

ESERİN ADI: ‘VAR’ olmak ya da ‘OL’mamak
BOYUT: 100 cm x 45 cm x 60 cm
KIZ: 13 cm x 14 cm x 39 cm
KUYU: 36 cm x 50.5 cm
MERDİVEN: 0.50 cm x 13 cm x 65 cm
MALZEME: Seramik, metal
ÜRETİM YILI: 2024

AÇIKLAMA:
Sartre savunmasında : ‘Gerçeği istemek, felaket tarzı içinde bile olsa, VARLIĞI her şeye tercih etmektir; çünkü yalnızca o vardır’, der. Bu da bizi bireysel öznenin kendi kendini seçmesine götürür. Kişi edimleriyle kendini gerçekleştirebilecektir. Merdiven çıkarak kendine cesaret etmek ve kendini o  derinliğe indirebilmek bir kaygı getirse de insana, kişi ancak seçimlerini özgürce ve cesaretle gerçekleştirdiğinde  VAR’oluşuna ulaşabilecektir.

ESERİN ADI: ‘Karınca’
BOYUT: 70 cm x 70 cm x 50 cm
MALZEME: metal
ÜRETİM YILI: 2024

Sartre savunmasında : ‘Gerçeği istemek, felaket tarzı içinde bile olsa, VARLIĞI her şeye tercih etmektir; çünkü yalnızca o vardır’, der. Bu da bizi bireysel öznenin kendi kendini seçmesine götürür. Kişi edimleriyle kendini gerçekleştirebilecektir. Merdiven çıkarak kendine cesaret etmek ve kendini o  derinliğe indirebilmek bir kaygı getirse de insana, kişi ancak seçimlerini özgürce ve cesaretle gerçekleştirdiğinde  VAR’oluşuna ulaşabilecektir.

ESERİN ADI: ‘Karınca’
BOYUT: 70 cm x 70 cm x 50 cm
MALZEME: metal
ÜRETİM YILI: 2024

AÇIKLAMA:
Sartre savunmasında : ‘Gerçeği istemek, felaket tarzı içinde bile olsa, VARLIĞI her şeye tercih etmektir; çünkü yalnızca o vardır’, der. Bu da bizi bireysel öznenin kendi kendini seçmesine götürür. Kişi edimleriyle kendini gerçekleştirebilecektir. Merdiven çıkarak kendine cesaret etmek ve kendini o  derinliğe indirebilmek bir kaygı getirse de insana, kişi ancak seçimlerini özgürce ve cesaretle gerçekleştirdiğinde  VAR’oluşuna ulaşabilecektir.

ESERİN ADI: ‘Golfun Omurgası’
BOYUT:100 cm x 330 cm x 105 cm
MALZEME: Metal
ÜRETİM YILI: 2023

Sartre savunmasında : ‘Gerçeği istemek, felaket tarzı içinde bile olsa, VARLIĞI her şeye tercih etmektir; çünkü yalnızca o vardır’, der. Bu da bizi bireysel öznenin kendi kendini seçmesine götürür. Kişi edimleriyle kendini gerçekleştirebilecektir. Merdiven çıkarak kendine cesaret etmek ve kendini o  derinliğe indirebilmek bir kaygı getirse de insana, kişi ancak seçimlerini özgürce ve cesaretle gerçekleştirdiğinde  VAR’oluşuna ulaşabilecektir.

ESERİN ADI: ‘Golfun Omurgası’
BOYUT:100 cm x 330 cm x 105 cm
MALZEME: Metal
ÜRETİM YILI: 2023

AÇIKLAMA:
Jean-Paul Sartre’ın varoluşçu düşüncesinden beslenen bu yapı, insanın Dünya’ya “atılmışlık” hâlini yalnızca felsefi bir önerme olarak değil, bedensel ve mekânsal bir deneyim olarak ele alır. Varlık, burada sabit bir öz değil; izleyiciyi kuşatan, içine sızan ve onu dönüştüren bir kuvvet olarak belirir. Tıpkı bir bulantı gibi ansızın gelen bu karşılaşma, öznenin sınırlarını çözer ve benliği geçirgen bir yüzeye dönüştürür.
Eser, iç ve dış arasındaki ayrımı askıya alır. Dünya artık dışsal bir gerçeklik olmaktan çıkar; yanık, karanlık ve yoğun bir akış olarak öznenin içine doğru ilerler. Bu akış, izleyicinin kendi iç mekânında yeni bir “dünya” kurmasına neden olur. Böylece her izleyici, eseri kendi varlık alanı kadar deneyimlerken, eser de eşzamanlı olarak izleyicinin bilincini örer.
Bu karşılıklı kurulum, özne ile Dünya arasında kapalı bir bütünlük oluşturmaz. Aksine, arada sürekli bir eksiklik, bir taşma ve tamamlanamama hâli bırakır. Varoluş, burada tamamlanmış bir durum değil; sürekli ertelenen, kendini aşan ve izleyiciyi kendi sınırlarının ötesine çağıran bir süreçtir.
Bu süreç, izleyiciyi kaçınılmaz bir yalnızlıkla yüzleştirir. Ancak bu yalnızlık, yoksunluk değil; varoluşun temel gerilimi olarak ortaya çıkar. Tam da bu gerilimde kaygı belirir ve kaygı, eserin en görünmez ama en etkili malzemesine dönüşür.
Sergi, izleyiciyi şu sorunun eşiğinde konumlandırır:
“Bu Dünya’da daha iyi bir dünyamı kurabilir miydim?”
Bu soru, yalnızca bireysel bir sorgulama değil; aynı zamanda varoluşun etik ve ontolojik sınırlarını yeniden düşünmeye davet eden açık bir çağrıdır

ESERİN ADI: ‘Golfun Omurgası’
BOYUT:100 cm x 330 cm x 105 cm
MALZEME: Metal
ÜRETİM YILI: 2023

Sartre savunmasında : ‘Gerçeği istemek, felaket tarzı içinde bile olsa, VARLIĞI her şeye tercih etmektir; çünkü yalnızca o vardır’, der. Bu da bizi bireysel öznenin kendi kendini seçmesine götürür. Kişi edimleriyle kendini gerçekleştirebilecektir. Merdiven çıkarak kendine cesaret etmek ve kendini o  derinliğe indirebilmek bir kaygı getirse de insana, kişi ancak seçimlerini özgürce ve cesaretle gerçekleştirdiğinde  VAR’oluşuna ulaşabilecektir.

ESERİN ADI: ‘Leibnizyen varlık: Mekanikten tene’
BOYUT:100 cm x 60 cmx 97 cm
MALZEME: Metal atık
ÜRETİM YILI: 2018

Leibniz’e göre biz dünyayı dışarıda değil, içimizde temsil ederiz. Dünya, “monad” adını verdiği basit, bölünemez varlıklardan oluşur. Monadlar fiziksel değil; daha çok zihinsel birimler gibidir. Her monad, evrenin tamamını kendi perspektifinden yansıtır. Bu yapıt, insanın Dünya’yı doğrudan değil, kendi “içsel dünyası” üzerinden algıladığının bir temsilidir. Burada ten, bir “kabuk” gibi çepeçevre sarsada bedeni, asıl gerçeklik Dünyaya temas eden ama onu içinde yeniden kuran varlıktır. İçsel bir uyumla beden, artık bütünlüğünü tamamlamaya çalışan bir form içinde çok katmanlı bir sistemin taşıyıcısı haline gelir. Figürün karşısında konumlanan küresel form, dünya fikrinin hem maddi hem de kavramsal bir izdüşümü olarak kullanılmıştır. Ancak bu dünya, erişilebilir ya da tam anlamıyla kavranabilir değildir. Figürün küreyle kurduğu temas, bir hâkimiyet ilişkisi değil; eşzamanlı ama bağımsız işleyen iki sistemin karşılaşmasıdır. Bu karşılaşma, etkileşimden çok bir uyumu, müdahaleden çok bir eşzamanlılığı işaret eder. Bu bağlamda heykel, varoluşu dışsal neden-sonuç ilişkileri üzerinden değil, içsel düzenlerin paralel akışı üzerinden düşünmeye davet eder. İnsan ile dünya arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayan bu heykel, insanın, dünyayı elinde tutan bir özne değil; onu kendi içinde sürekli olarak yeniden kuran ve dönüştüren bir varlık olduğunu imgeler. Dünya,  dışarıda duran bir bütün değil; her varlıkta farklı biçimlerde açığa çıkan, çoğul ve içkin bir gerçekliktir. Dış dünyanın kırılganlığı ile iç dünyanın sürekliliği arasında kurulan bu gerilimde, varoluşun izdüşümü ‘ten’ üzerinden yeniden düşünülür.

ESERİN ADI: ‘Leibnizyen varlık: Mekanikten tene’
BOYUT:100 cm x 60 cmx 97 cm
MALZEME: Metal atık
ÜRETİM YILI: 2018

AÇIKLAMA:

Leibniz’e göre biz dünyayı dışarıda değil, içimizde temsil ederiz. Dünya, “monad” adını verdiği basit, bölünemez varlıklardan oluşur. Monadlar fiziksel değil; daha çok zihinsel birimler gibidir. Her monad, evrenin tamamını kendi perspektifinden yansıtır. Bu yapıt, insanın Dünya’yı doğrudan değil, kendi “içsel dünyası” üzerinden algıladığının bir temsilidir. Burada ten, bir “kabuk” gibi çepeçevre sarsada bedeni, asıl gerçeklik Dünyaya temas eden ama onu içinde yeniden kuran varlıktır. İçsel bir uyumla beden, artık bütünlüğünü tamamlamaya çalışan bir form içinde çok katmanlı bir sistemin taşıyıcısı haline gelir. Figürün karşısında konumlanan küresel form, dünya fikrinin hem maddi hem de kavramsal bir izdüşümü olarak kullanılmıştır. Ancak bu dünya, erişilebilir ya da tam anlamıyla kavranabilir değildir. Figürün küreyle kurduğu temas, bir hâkimiyet ilişkisi değil; eşzamanlı ama bağımsız işleyen iki sistemin karşılaşmasıdır. Bu karşılaşma, etkileşimden çok bir uyumu, müdahaleden çok bir eşzamanlılığı işaret eder. Bu bağlamda heykel, varoluşu dışsal neden-sonuç ilişkileri üzerinden değil, içsel düzenlerin paralel akışı üzerinden düşünmeye davet eder. İnsan ile dünya arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayan bu heykel, insanın, dünyayı elinde tutan bir özne değil; onu kendi içinde sürekli olarak yeniden kuran ve dönüştüren bir varlık olduğunu imgeler. Dünya,  dışarıda duran bir bütün değil; her varlıkta farklı biçimlerde açığa çıkan, çoğul ve içkin bir gerçekliktir. Dış dünyanın kırılganlığı ile iç dünyanın sürekliliği arasında kurulan bu gerilimde, varoluşun izdüşümü ‘ten’ üzerinden yeniden düşünülür.

ESERİN ADI: ‘Kırmızıdaki Eşik‘
BOYUT: 62.5 cm x 30 cm x 208 cm
FİGÜR BOYUT: 46 cm x 30 cm x 130 cm
MALZEME: Metal, alçı
ÜRETİM YILI: 2024

AÇIKLAMA:

Jean-Paul Sartre: “İnsan, olduğu şey değil, olmadığı şeydir” der. İnsan, ulaşılamayan bir yön içinde, bir tarafı geçmiş, bir tarafı gelecekte kalan, zamanın dikey yönünde asılı bulur kendini. Bir tarafı eksik, bir tarafı yarım kalan, bir tarafı ise tamamlanmak üzere oluşan, kısıtlanmış ama bir gövdeye bağlı da sanki oradan da düşecekmiş gibi bir hal ile asılı kalmıştır. Böyleyken yine de başı yukarda, alnı dik, olmakta olan bir bedenin içinde direnir hep bir umutla ayakları varmışçasına. Yönelimin içinde bir arayış, hatta bir direnç hâli sürer durur varlığının içinde. Kırmızının içine bir mimari yerleşir. Sonra bir  düzen oluşur aynı  bir kafes gibi… Bir sınır belirir o an ve bir sistem hatta bir son içinde ‘askıda varoluş’ kendini bütün haşmetiyle gösterir. Varlık, yapı içinde hem korunur hem de kısıtlanır. Bu ikili durum, insanın dünyaya “atılmışlığı”nı sorgulattığı kadar seçmediği ya da seçemediği koşulların da  tezahürünü betimler. Başın yukarıya doğru yönelimi, imkânsız bir anlamın izini sürer gibidir. Bu iz, insanın içinde bulunduğu sınırlara rağmen anlam üretme çabasına doğru bir yol, bir hal, hatta bir merdiven olup yukarıya çıkış halidir. Heykel o an, umut ile çıkmaz, özgürlük ile kısıtlılık arasında salınan bir varoluş hâlini bedenleştirir. Bu yapıt, insanı tamamlanmış bir öz olarak değil, eksik, kırılgan ve sürekli oluş hâlinde bir varlık olarak sunulmuştur. Gözler kapalıyken indiğimiz derinlik gösterir ki bize aslında hepimiz dışarda yaşadığımızı düşünsek de gerçekte  hepimiz içimizde yaşamaktayızdır.

Sartre’ın sözü dökülür bu bedene,
İnsan, olduğu şey değil, olmadığıdır, diye…

Askıda bir varoluş hali,
Belirsiz bir yönün içinde,
Ne tam geçmişte,
Ne de bütünüyle gelecekte…
Zaman o an, dikey bir boşluk olup uzanır içinden.
Eksik bir gövde bu!
Yarım kalmış, kesilmiş, durdurulmuş.
Düşmek ile tutunmak arasında.
İnce bir eşikte bekleyip duran,
Başı yukarıda,
Alnı dik,
Gözler kapalı,
İçe doğru açılan bir derinlikte,
Görmeden görür gibi.
Kırmızının içine bir yapı kurulur o vakit,
Sarar etrafını,
Sessizce dolar içine,
Çizgiler, sınırlar, tekrarlar,
Bir kafes gibi,
Bir sistem gibi,
Öyle zorba ki!
Belki de korurmuş gibi yapan,
Ama aynı anda kısıtlamaktan geri durmayan…
Yukarı uzanan bir iz vardır az uzakta,
Adeta bir merdiven gibi,
Fakat dokunulamayan, dokunulmaz olan.
Yönelmek kalır geriye,
Ulaşamasa da o an,
Vazgeçilemeyen bir yönelme hali,
Bir gerekmiş ,bir erekmiş gibi.
Bu yüzden hâlâ oradadır,
Askıda, eksik, ama olmakta olan.
Ve belki de en çok bu yüzden,
Hepimiz, dışarıda yaşıyor sanırken kendimizi
Varoluşumuzda kalırız, hep askıda ve hep olmakta gibi…

Simin Türedi

ESERİN ADI: ‘Kırmızıdaki Eşik‘
BOYUT: 62.5 cm x 30 cm x 208 cm
FİGÜR BOYUT: 46 cm x 30 cm x 130 cm
MALZEME: Metal, alçı
ÜRETİM YILI: 2024

AÇIKLAMA:

Jean-Paul Sartre: “İnsan, olduğu şey değil, olmadığı şeydir” der. İnsan, ulaşılamayan bir yön içinde, bir tarafı geçmiş, bir tarafı gelecekte kalan, zamanın dikey yönünde asılı bulur kendini. Bir tarafı eksik, bir tarafı yarım kalan, bir tarafı ise tamamlanmak üzere oluşan, kısıtlanmış ama bir gövdeye bağlı da sanki oradan da düşecekmiş gibi bir hal ile asılı kalmıştır. Böyleyken yine de başı yukarda, alnı dik, olmakta olan bir bedenin içinde direnir hep bir umutla ayakları varmışçasına. Yönelimin içinde bir arayış, hatta bir direnç hâli sürer durur varlığının içinde. Kırmızının içine bir mimari yerleşir. Sonra bir  düzen oluşur aynı  bir kafes gibi… Bir sınır belirir o an ve bir sistem hatta bir son içinde ‘askıda varoluş’ kendini bütün haşmetiyle gösterir. Varlık, yapı içinde hem korunur hem de kısıtlanır. Bu ikili durum, insanın dünyaya “atılmışlığı”nı sorgulattığı kadar seçmediği ya da seçemediği koşulların da  tezahürünü betimler. Başın yukarıya doğru yönelimi, imkânsız bir anlamın izini sürer gibidir. Bu iz, insanın içinde bulunduğu sınırlara rağmen anlam üretme çabasına doğru bir yol, bir hal, hatta bir merdiven olup yukarıya çıkış halidir. Heykel o an, umut ile çıkmaz, özgürlük ile kısıtlılık arasında salınan bir varoluş hâlini bedenleştirir. Bu yapıt, insanı tamamlanmış bir öz olarak değil, eksik, kırılgan ve sürekli oluş hâlinde bir varlık olarak sunulmuştur. Gözler kapalıyken indiğimiz derinlik gösterir ki bize aslında hepimiz dışarda yaşadığımızı düşünsek de gerçekte  hepimiz içimizde yaşamaktayızdır.

Sartre’ın sözü dökülür bu bedene,
İnsan, olduğu şey değil, olmadığıdır, diye…

Askıda bir varoluş hali,
Belirsiz bir yönün içinde,
Ne tam geçmişte,
Ne de bütünüyle gelecekte…
Zaman o an, dikey bir boşluk olup uzanır içinden.
Eksik bir gövde bu!
Yarım kalmış, kesilmiş, durdurulmuş.
Düşmek ile tutunmak arasında.
İnce bir eşikte bekleyip duran,
Başı yukarıda,
Alnı dik,
Gözler kapalı,
İçe doğru açılan bir derinlikte,
Görmeden görür gibi.
Kırmızının içine bir yapı kurulur o vakit,
Sarar etrafını,
Sessizce dolar içine,
Çizgiler, sınırlar, tekrarlar,
Bir kafes gibi,
Bir sistem gibi,
Öyle zorba ki!
Belki de korurmuş gibi yapan,
Ama aynı anda kısıtlamaktan geri durmayan…
Yukarı uzanan bir iz vardır az uzakta,
Adeta bir merdiven gibi,
Fakat dokunulamayan, dokunulmaz olan.
Yönelmek kalır geriye,
Ulaşamasa da o an,
Vazgeçilemeyen bir yönelme hali,
Bir gerekmiş ,bir erekmiş gibi.
Bu yüzden hâlâ oradadır,
Askıda, eksik, ama olmakta olan.
Ve belki de en çok bu yüzden,
Hepimiz, dışarıda yaşıyor sanırken kendimizi
Varoluşumuzda kalırız, hep askıda ve hep olmakta gibi…

Simin Türedi

Diğer Eserler

Diğer Eserler