ESERİN ADI:  ‘-e rağmen’
BOYUT: 36 cm x 31 cm x 37cm
MALZEME: Seramik, mermer
ÜRETİM YILI: 2024

Mermer plato üzerine yerleştirilmiş bir figür…İlk bakışta sabitlenmiş, hatta kısıtlanmış bir varlık olarak görünse de kollarının yokluğundan, aslında kimdir bu zincire vurulan? Onu çevreleyen bu zincir, bağlayan bir araç olmaktan çok, bağlanma fikrinin temsilidir. Baş, yukarıya doğru yönelmiştir. Bu bakış, teslimiyetinin değil; farkındalığının, hatta bir tür içsel uyanışın göstergesidir. Bedensel olarak eksiltilmiş olan düşünsel olarak genişlemektedir. Tam da bu noktada bir soru yankılanır içimden: Zincir gerçekten neyi tutar? Figüre bile temas etmeden uzanan bu zincir, fiziksel bir kopukluktan ziyade ontolojik bir ayrımı işaret eder. Dünya, burada mermer bir plato olarak ifade alır: katı, ağır ve kaçınılmaz olan… Sosyal baskı, itibar, anahtar roller, başarı, ahlak, erdemli olma gibi birçok zorunluluklar ve sorumluluklar zincir formunda cisimleşir figürün çevresinde. Ancak figürün bedeni, bu zincire bağlanabilecek bir bütünlüğe sahip değildir. Bu yapıt, varoluşun özünde yer alan çelişkiyi görünür kılar: İnsan kendini kuşatılmış hisseder, fakat onu gerçekten bağlayan somut bir bağ yoktur. Zincir, dış dünyaya aittir; özgürlük ise içkin bir durum olarak figürün bakışında varlığını sürdürür. Dolayısıyla bu heykel, bir esaret temsili değil; esaret fikrinin sorgulanmasıdır. İzleyici, mermerin ağırlığı ile düşüncenin hafifliği arasında salınırken, şu ihtimal belirir: Belki de insan, hiçbir zaman zincirlenmemiştir. Sadece zincirin varlığına inanmıştır.

ESERİN ADI:  ‘-e rağmen’
BOYUT: 36 cm x 31 cm x 37cm
MALZEME: Seramik, mermer
ÜRETİM YILI: 2024

AÇIKLAMA: Mermer plato üzerine yerleştirilmiş bir figür…İlk bakışta sabitlenmiş, hatta kısıtlanmış bir varlık olarak görünse de kollarının yokluğundan, aslında kimdir bu zincire vurulan? Onu çevreleyen bu zincir, bağlayan bir araç olmaktan çok, bağlanma fikrinin temsilidir. Baş, yukarıya doğru yönelmiştir. Bu bakış, teslimiyetinin değil; farkındalığının, hatta bir tür içsel uyanışın göstergesidir. Bedensel olarak eksiltilmiş olan düşünsel olarak genişlemektedir. Tam da bu noktada bir soru yankılanır içimden: Zincir gerçekten neyi tutar? Figüre bile temas etmeden uzanan bu zincir, fiziksel bir kopukluktan ziyade ontolojik bir ayrımı işaret eder. Dünya, burada mermer bir plato olarak ifade alır: katı, ağır ve kaçınılmaz olan… Sosyal baskı, itibar, anahtar roller, başarı, ahlak, erdemli olma gibi birçok zorunluluklar ve sorumluluklar zincir formunda cisimleşir figürün çevresinde. Ancak figürün bedeni, bu zincire bağlanabilecek bir bütünlüğe sahip değildir. Bu yapıt, varoluşun özünde yer alan çelişkiyi görünür kılar: İnsan kendini kuşatılmış hisseder, fakat onu gerçekten bağlayan somut bir bağ yoktur. Zincir, dış dünyaya aittir; özgürlük ise içkin bir durum olarak figürün bakışında varlığını sürdürür. Dolayısıyla bu heykel, bir esaret temsili değil; esaret fikrinin sorgulanmasıdır. İzleyici, mermerin ağırlığı ile düşüncenin hafifliği arasında salınırken, şu ihtimal belirir: Belki de insan, hiçbir zaman zincirlenmemiştir. Sadece zincirin varlığına inanmıştır.

ESERİN ADI:  ‘Bakışın Öznesi’
BOYUT: 42 cm x 25 cm x 64 cm
FİGÜR BOYUTU : 2 m x 3 cm x 10 cm (Bronz)
MALZEME: Mermer ve Bronz (Mermer Kaide ile yekparedir)
TAHMİNİ AĞIRLIK: 50-70Kg.
ÜRETİM YILI: 2024

‘’… ‘Ben’ deyince bir boşluk duygusuna kapılıyorum. Öyle unutulmuşum ki kendimi iyice hissetmek elimden gelmiyor. Benden kalan bütün gerçeklik, var olduğunu hisseden varoluş sadece…’’

J.P. Sartre, Bulantı

Et ve kemikten oluşmuş fiziki bir “ben” ile bunları düşünen, hisseden, yargılarda bulunan “ben” arasında bir köprü aslında ‘ÖZNE’. ‘Bakışın Öznesi’ benliğin dışarıya süzülüşü esnasında , kendimizi hiçlediğimiz, içimizde yalnızlaşmış, saklı bir ormanda bulunmayı bekleyen sisli, puslu bir varoluş hali. Adeta, irisin içinde, kendini arayan bir çocuk masumluğunda, durmadan soru soran bıçak sırtı bir hal…Sanki dışarıya çıkacakmış da çıkamıyormuşçasına halihazırda bekleyen tekinsiz bir hal… Elbette insan, kendi gerçeklerine varabilmek için varoluşun içinden süzülüp geçse de her veçhesinde, baktığımız her nesnede, kişide ya da mekanda tek bir soru sorar o vakit: ben neredeyim?

‘’Ben bir noktadan görebilirim ama varoluşumda bana her taraftan bakılır.”

Jacques Lacan

ESERİN ADI:  ‘Bakışın Öznesi’
BOYUT: 42 cm x 25 cm x 64 cm
FİGÜR BOYUTU : 2 m x 3 cm x 10 cm (Bronz)
MALZEME: Mermer ve Bronz (Mermer Kaide ile yekparedir)
TAHMİNİ AĞIRLIK: 50-70Kg.
ÜRETİM YILI: 2024

AÇIKLAMA:

‘’… ‘Ben’ deyince bir boşluk duygusuna kapılıyorum. Öyle unutulmuşum ki kendimi iyice hissetmek elimden gelmiyor. Benden kalan bütün gerçeklik, var olduğunu hisseden varoluş sadece…’’

J.P. Sartre, Bulantı

Et ve kemikten oluşmuş fiziki bir “ben” ile bunları düşünen, hisseden, yargılarda bulunan “ben” arasında bir köprü aslında ‘ÖZNE’. ‘Bakışın Öznesi’ benliğin dışarıya süzülüşü esnasında , kendimizi hiçlediğimiz, içimizde yalnızlaşmış, saklı bir ormanda bulunmayı bekleyen sisli, puslu bir varoluş hali. Adeta, irisin içinde, kendini arayan bir çocuk masumluğunda, durmadan soru soran bıçak sırtı bir hal…Sanki dışarıya çıkacakmış da çıkamıyormuşçasına halihazırda bekleyen tekinsiz bir hal… Elbette insan, kendi gerçeklerine varabilmek için varoluşun içinden süzülüp geçse de her veçhesinde, baktığımız her nesnede, kişide ya da mekanda tek bir soru sorar o vakit: ben neredeyim?

‘’Ben bir noktadan görebilirim ama varoluşumda bana her taraftan bakılır.”

Jacques Lacan

ESERİN ADI:  ‘Yumurta’
BOYUT: 70 cm x 40 cm x60 cm
MALZEME: Traverten Mermeri
ÜRETİM YILI: 2019

Hayatın başlangıcı…

ESERİN ADI:  ‘Yumurta’
BOYUT: 70 cm x 40 cm x60 cm
MALZEME: Traverten Mermeri
ÜRETİM YILI: 2019

AÇIKLAMA:

Hayatın başlangıcı…

ESERİN ADI:  ‘İçini Giymek’
BOYUT: 60 cm x 35 cm x 145 cm
MALZEME: Mermer 
ÜRETİM YILI: 2024

‘Bir kafes, kuşun birini aramaya gitti.’

Franz Kafka

Varoluşun özünde özgürlük vardır. Varlığımızı anlamlandırırken  Dünya’yla, kişilerle, nesnelerle bağlar kurar, kurduğumuz bu bağlar aracılığıyla sürekli seçimler yaparız. Bu seçimler, eş zamanlı olarak insanın kendi varlık alanını oluşturmasına yol açar. Her bir seçim, başka kesişmelere neden olur ve bunlar bir deneyimin, bir düşüncenin ya da bir duygunun başka bir deneyimle, düşünceyle, duyguyla çakıştığı noktalardır. Bağlar, fiziksel olduğu kadar zihinsel düzeyde de gerçekleşir. Başkalarıyla kurduğumuz ilişkiler aracılığıyla kendi varlık alanımızı deneyimlerken, düşünceler, anılar, kültürel kodlar birbiriyle kesişir. Kesişmeler ve bağlantılar, varoluşun anlamını inşa eden görünmez ipler gibidir. İnsanın anlam yaratma sürecinde bir o tarafa, bir bu tarafa ilerlerken ipler, kişinin varoluşsal yolculuğunu ilmek ilmek örerler. Varoluş, zor bir süreçtir ve sırtımızda derin izler bırakır.  İnsanın varlık alanı, yalnızlığın ve özgürlüğün ortasında sürekli olarak kesişip bağlanarak bir konstrüksiyon oluşturur. Kendi kendini dokuyan bir palto gibi bizi sarar, sarmalar. Var olmak bize gösterir ki, paltoyu fark etmek ve bilinçli bir şekilde hangi düğmeyi hangi deliğe ilikleyeceğimizi bilmek, yaşamı sımsıcak karşılayacağımızın bir işaretidir. Geçirdiğimiz her bir deneyim ağır bir yük gibi bizi mahkum etse de adeta bir  palto gibi içine; varoluş, tüm sıcaklığıyla yaşamımızı anlamla sarıp sarmalar aynı bir kafes gibi…

                                                                                      

ESERİN ADI:  ‘İçini Giymek’
BOYUT: 60 cm x 35 cm x 145 cm
MALZEME: Mermer 
ÜRETİM YILI: 2024

AÇIKLAMA:

‘Bir kafes, kuşun birini aramaya gitti.’

Franz Kafka

Varoluşun özünde özgürlük vardır. Varlığımızı anlamlandırırken  Dünya’yla, kişilerle, nesnelerle bağlar kurar, kurduğumuz bu bağlar aracılığıyla sürekli seçimler yaparız. Bu seçimler, eş zamanlı olarak insanın kendi varlık alanını oluşturmasına yol açar. Her bir seçim, başka kesişmelere neden olur ve bunlar bir deneyimin, bir düşüncenin ya da bir duygunun başka bir deneyimle, düşünceyle, duyguyla çakıştığı noktalardır. Bağlar, fiziksel olduğu kadar zihinsel düzeyde de gerçekleşir. Başkalarıyla kurduğumuz ilişkiler aracılığıyla kendi varlık alanımızı deneyimlerken, düşünceler, anılar, kültürel kodlar birbiriyle kesişir. Kesişmeler ve bağlantılar, varoluşun anlamını inşa eden görünmez ipler gibidir. İnsanın anlam yaratma sürecinde bir o tarafa, bir bu tarafa ilerlerken ipler, kişinin varoluşsal yolculuğunu ilmek ilmek örerler. Varoluş, zor bir süreçtir ve sırtımızda derin izler bırakır.  İnsanın varlık alanı, yalnızlığın ve özgürlüğün ortasında sürekli olarak kesişip bağlanarak bir konstrüksiyon oluşturur. Kendi kendini dokuyan bir palto gibi bizi sarar, sarmalar. Var olmak bize gösterir ki, paltoyu fark etmek ve bilinçli bir şekilde hangi düğmeyi hangi deliğe ilikleyeceğimizi bilmek, yaşamı sımsıcak karşılayacağımızın bir işaretidir. Geçirdiğimiz her bir deneyim ağır bir yük gibi bizi mahkum etse de adeta bir  palto gibi içine; varoluş, tüm sıcaklığıyla yaşamımızı anlamla sarıp sarmalar aynı bir kafes gibi…

                                                                                      

ESERİN ADI:  ‘Bakışın Öznesi’ 2. Edisyon
BOYUT: 45 cm x 25 cm x 55 cm
FİGÜR BOYUTU : 2 m x 4 cm x 5 cm (Bronz)
MALZEME: Mermer, Seramik ve Bronz (Mermer Kaide ile yekparedir)
TAHMİNİ AĞIRLIK: 50-70Kg.
ÜRETİM YILI: 2024

Heykel, varoluşçu düşüncenin merkezinde yer alan “görme” ve “görülme” gerilimini, irisin içine yerleştirilmiş insan yüzü aracılığıyla fenomenolojik açıdan inceler. İris, burada salt bir anatomik form olmaktan çok, bilincin dünyaya yönelmişliğinin,yani fenomenolojideki anlamıyla yönelimselliğin,somut bir metaforuna dönüşür.Dünyanın bize açıldığı o ilk teması simgeleyen ‘İris’in merkezinde beliren yüz, bu yönelimselliğin hem öznesi hem de nesnesidir. İzleyici, heykelle karşılaştığında yalnızca bir nesneye bakmaz; aynı zamanda bakışın kendisiyle yüzleşir. Bu çift yönlü durum, varoluşçuluğun temel gerilimlerinden birini açığa çıkarır: İnsan, dünyayı algılayan bir bilinç olduğu kadar, başkalarının bakışı altında nesneleşen bir varlıktır. İrisin içine hapsolmuş bu yüz, tam da bu kaçınılmaz karşılaşmayı temsil eder. Yüz, kendini göremez ancak başkasının bakışı aracılığıyla varlığına yönelirken, her bakışta yeniden kurulan bir anlam alanını yaratır.
Malzemenin mermer oluşu, varoluşun içkin ağırlığını ,merkezinde yer alan yüzün seramik malzeme ile ele alınışı ise kırılganlığımızın tezahürüdür.
Bireyin dünyayla kurduğu ilişkinin gerilimi, kaygı ve mutsuzluğu beraberinde getirir.Heykel, bir gözün içine yerleştirilmiş insan yüzü üzerinden izleyiciyi kendi algı deneyimini sorgulamaya davet eder. Soru yalnızca “ne görüyoruz?” değil, aynı zamanda “görürken kim oluyoruz?”dur. İris, dünyaya açılan bir pencere olmaktan çıkar; izleyiciyi içine çeken, onu da bu görme eyleminin parçası haline getiren bir alan haline gelir. Böylece eser, fenomenolojik anlamda bir nesne olmaktan ziyade, izleyiciyle birlikte tamamlanan bir deneyim alanı kurar.

ESERİN ADI:  ‘Bakışın Öznesi’ 2. Edisyon
BOYUT: 45 cm x 25 cm x 55 cm
FİGÜR BOYUTU : 2 m x 4 cm x 5 cm (Bronz)
MALZEME: Mermer, Seramik ve Bronz (Mermer Kaide ile yekparedir)
TAHMİNİ AĞIRLIK: 50-70Kg.
ÜRETİM YILI: 2024

AÇIKLAMA:

Heykel, varoluşçu düşüncenin merkezinde yer alan “görme” ve “görülme” gerilimini, irisin içine yerleştirilmiş insan yüzü aracılığıyla fenomenolojik açıdan inceler. İris, burada salt bir anatomik form olmaktan çok, bilincin dünyaya yönelmişliğinin,yani fenomenolojideki anlamıyla yönelimselliğin,somut bir metaforuna dönüşür.Dünyanın bize açıldığı o ilk teması simgeleyen ‘İris’in merkezinde beliren yüz, bu yönelimselliğin hem öznesi hem de nesnesidir. İzleyici, heykelle karşılaştığında yalnızca bir nesneye bakmaz; aynı zamanda bakışın kendisiyle yüzleşir. Bu çift yönlü durum, varoluşçuluğun temel gerilimlerinden birini açığa çıkarır: İnsan, dünyayı algılayan bir bilinç olduğu kadar, başkalarının bakışı altında nesneleşen bir varlıktır. İrisin içine hapsolmuş bu yüz, tam da bu kaçınılmaz karşılaşmayı temsil eder. Yüz, kendini göremez ancak başkasının bakışı aracılığıyla varlığına yönelirken, her bakışta yeniden kurulan bir anlam alanını yaratır.
Malzemenin mermer oluşu, varoluşun içkin ağırlığını ,merkezinde yer alan yüzün seramik malzeme ile ele alınışı ise kırılganlığımızın tezahürüdür.
Bireyin dünyayla kurduğu ilişkinin gerilimi, kaygı ve mutsuzluğu beraberinde getirir.Heykel, bir gözün içine yerleştirilmiş insan yüzü üzerinden izleyiciyi kendi algı deneyimini sorgulamaya davet eder. Soru yalnızca “ne görüyoruz?” değil, aynı zamanda “görürken kim oluyoruz?”dur. İris, dünyaya açılan bir pencere olmaktan çıkar; izleyiciyi içine çeken, onu da bu görme eyleminin parçası haline getiren bir alan haline gelir. Böylece eser, fenomenolojik anlamda bir nesne olmaktan ziyade, izleyiciyle birlikte tamamlanan bir deneyim alanı kurar.

ESERİN ADI:  ‘İnsanlık’ 
BOYUT:50 cm x 25 cm x 50 cm
MALZEME: Mermer
ÜRETİM YILI: 2021

Heykel, varoluşsal sıkışmanın temel alındığı, Martin Heidegger’in “varlık-zaman içinde açığa çıkar” fikrinin ters yönünde konuyu irdeleyen bir önerme sunar. Köstekli saat, mermerin içine gömülmüş bir nesne değil; varoluşun kendi içine kapanmış biçimidir. Saatin mermerin içine gömülmesi, zamanı dışsal bir ölçü olmaktan çıkarıp, Jean-Paul Sartre’ın özgürlük anlayışıyla kayda değer bir gerilim yaratarak figürsel olarak insanlığı hiçler. Ontolojik açıdan bir maddenin içinde sıkışıp kalma, fenomenolojik olarak kendi zamansallığının içinde donakalması bakımından heykel birçok yönden konuya farklı önermeler sunar. Mermerin sertliği ile zamanın akışkanlığı arasındaki zıtlıkta insanlık, varoluşuna dair bıçak sırtı bir eşikte kalır. Artık insanlık çalışmaz ve durmuştur. Bir dönemin zengin sınıfına eş değer bir gönderme yapan ve herkeste bulunamayan bir değer olarak köstekli saat, insanlığın  metaforudur. Saat 4’te durmuş olan zaman, insanlığın varoluşuna dair sağlam bir yapı inşa etmesi gereğini, buna ulaşmak için gerekli sorumluluk bilincini vurgular.

ESERİN ADI:  ‘İnsanlık’ 
BOYUT:50 cm x 25 cm x 50 cm
MALZEME: Mermer
ÜRETİM YILI: 2021

AÇIKLAMA:

Heykel, varoluşsal sıkışmanın temel alındığı, Martin Heidegger’in “varlık-zaman içinde açığa çıkar” fikrinin ters yönünde konuyu irdeleyen bir önerme sunar. Köstekli saat, mermerin içine gömülmüş bir nesne değil; varoluşun kendi içine kapanmış biçimidir. Saatin mermerin içine gömülmesi, zamanı dışsal bir ölçü olmaktan çıkarıp, Jean-Paul Sartre’ın özgürlük anlayışıyla kayda değer bir gerilim yaratarak figürsel olarak insanlığı hiçler. Ontolojik açıdan bir maddenin içinde sıkışıp kalma, fenomenolojik olarak kendi zamansallığının içinde donakalması bakımından heykel birçok yönden konuya farklı önermeler sunar. Mermerin sertliği ile zamanın akışkanlığı arasındaki zıtlıkta insanlık, varoluşuna dair bıçak sırtı bir eşikte kalır. Artık insanlık çalışmaz ve durmuştur. Bir dönemin zengin sınıfına eş değer bir gönderme yapan ve herkeste bulunamayan bir değer olarak köstekli saat, insanlığın  metaforudur. Saat 4’te durmuş olan zaman, insanlığın varoluşuna dair sağlam bir yapı inşa etmesi gereğini, buna ulaşmak için gerekli sorumluluk bilincini vurgular.

ESERİN ADI: ‘Mabet:Öz’
BOYUT:65 cm x 30 cm x 127 cm
FİGÜR BOYUT: 3 cm x 2 cm x 10 cm
MALZEME: Mermer, bronz
ÜRETİM YILI: 2025

Heykel, mekân ile beden arasındaki ilişkiyi ontolojik açıdan inceler. Mekânı bir beden gibi, bedeni bir mekân gibi kurar. Mabet, mimari bir düzeyde ele alınabileceği gibi kavramsal düzeyde, fenomonolojik açıdan da değerli bir anlam üstlenir. Kişinin varoluşu, özünden önce gelir. Birey, var olduktan sonra varoluşunun sorumluluğunu üstlenir. O yüzden olmuş olan değil, olmakta olan olarak bir süreç içinde, seçimlerinin sonucunu yaşar. Dışarıdan bakıldığında yapı, kapalı ve bütüncül formuyla bir tür kutsal nesne gibi izleyiciyi karşılasa da oval kütle, dünyevi olandan koparılmış, kendi içine kapanmış bir bütünlük hissi verir. Bu yönüyle korunaklı bir alan, bir tür çağdaş mabet formudur. Heykel, klasik anlamda yüceltilmiş bir tanrısallık anlamından konuyu, insanın kendi varoluşunu sorguladığı bir iç mekân alanına dönüştürür. Merkezde açılan boşluk, bir kapıdan çok bir eşiktir. Artık  mabet, sıradan mekândan ayrılan, farklı bir gerçekliğin yarılarak içinden kişiye  aktığı hatta açıldığı bir yer olmuştur. İnsanın içsel alanda bulaşmayı beklediği ‘Öz’üne beden aracılığı ile bir  ‘Eşik’ ten geçilerek ulaşılır. Figür, bir ziyaretçi değil; anlam arayan bir varlık, bir kendilik arayıcısıdır. Burada heykel, mabedin klasik işlevini tersine çevirerek aşkın olana yönelmek yerine, insanı kendi içsel derinliğine yöneltir. Bu düşünce, Søren Kierkegaard’ın içsel hakikat anlayışıyla örtüşür. Kierkegaard: ‘Gerçek, dışarıda bulunan bir şey değil; bireyin kendi içinde kurduğu bir ilişkidir ’demiştir. Dolayısıyla bu yapıda öz, eşikte, kendi varlığını anlamlandırmaya çalışan bir bilinç olarak durur.

ESERİN ADI: ‘Mabet:Öz’
BOYUT:65 cm x 30 cm x 127 cm
FİGÜR BOYUT: 3 cm x 2 cm x 10 cm
MALZEME: Mermer, bronz
ÜRETİM YILI: 2025

AÇIKLAMA:

Heykel, mekân ile beden arasındaki ilişkiyi ontolojik açıdan inceler. Mekânı bir beden gibi, bedeni bir mekân gibi kurar. Mabet, mimari bir düzeyde ele alınabileceği gibi kavramsal düzeyde, fenomonolojik açıdan da değerli bir anlam üstlenir. Kişinin varoluşu, özünden önce gelir. Birey, var olduktan sonra varoluşunun sorumluluğunu üstlenir. O yüzden olmuş olan değil, olmakta olan olarak bir süreç içinde, seçimlerinin sonucunu yaşar. Dışarıdan bakıldığında yapı, kapalı ve bütüncül formuyla bir tür kutsal nesne gibi izleyiciyi karşılasa da oval kütle, dünyevi olandan koparılmış, kendi içine kapanmış bir bütünlük hissi verir. Bu yönüyle korunaklı bir alan, bir tür çağdaş mabet formudur. Heykel, klasik anlamda yüceltilmiş bir tanrısallık anlamından konuyu, insanın kendi varoluşunu sorguladığı bir iç mekân alanına dönüştürür. Merkezde açılan boşluk, bir kapıdan çok bir eşiktir. Artık  mabet, sıradan mekândan ayrılan, farklı bir gerçekliğin yarılarak içinden kişiye  aktığı hatta açıldığı bir yer olmuştur. İnsanın içsel alanda bulaşmayı beklediği ‘Öz’üne beden aracılığı ile bir  ‘Eşik’ ten geçilerek ulaşılır. Figür, bir ziyaretçi değil; anlam arayan bir varlık, bir kendilik arayıcısıdır. Burada heykel, mabedin klasik işlevini tersine çevirerek aşkın olana yönelmek yerine, insanı kendi içsel derinliğine yöneltir. Bu düşünce, Søren Kierkegaard’ın içsel hakikat anlayışıyla örtüşür. Kierkegaard: ‘Gerçek, dışarıda bulunan bir şey değil; bireyin kendi içinde kurduğu bir ilişkidir ’demiştir. Dolayısıyla bu yapıda öz, eşikte, kendi varlığını anlamlandırmaya çalışan bir bilinç olarak durur.

Diğer Eserler

Diğer Eserler