ESERİN ADI: ‘Bakışın Öznesi’
BOYUT: 42 cm x 25 cm x 64 cm
FİGÜR BOYUTU : 2 m x 3 cm x 10 cm (Bronz)
MALZEME: Mermer ve Bronz (Mermer Kaide ile yekparedir)
TAHMİNİ AĞIRLIK: 50-70Kg.
ÜRETİM YILI: 2024
ESER HAKKINDA AÇIKLAMA
‘’… ‘Ben’ deyince bir boşluk duygusuna kapılıyorum. Öyle unutulmuşum ki kendimi iyice hissetmek elimden gelmiyor. Benden kalan bütün gerçeklik, var olduğunu hisseden varoluş sadece…’’
J.P. Sartre, Bulantı
Et ve kemikten oluşmuş fiziki bir “ben” ile bunları düşünen, hisseden, yargılarda bulunan “ben” arasında bir köprü aslında ‘ÖZNE’. ‘Bakışın Öznesi’ benliğin dışarıya süzülüşü esnasında , kendimizi hiçlediğimiz, içimizde yalnızlaşmış, saklı bir ormanda bulunmayı bekleyen sisli, puslu bir varoluş hali. Adeta, irisin içinde, kendini arayan bir çocuk masumluğunda, durmadan soru soran bıçak sırtı bir hal…Sanki dışarıya çıkacakmış da çıkamıyormuşçasına halihazırda bekleyen tekinsiz bir hal… Elbette insan, kendi gerçeklerine varabilmek için varoluşun içinden süzülüp geçse de her veçhesinde, baktığımız her nesnede, kişide ya da mekanda tek bir soru sorar o vakit: ben neredeyim?
‘’Ben bir noktadan görebilirim ama varoluşumda bana her taraftan bakılır.”
Jacques Lacan
ESERİN ADI: ‘Bakışın Öznesi’
BOYUT: 42 cm x 25 cm x 64 cm
FİGÜR BOYUTU : 2 m x 3 cm x 10 cm (Bronz)
MALZEME: Mermer ve Bronz (Mermer Kaide ile yekparedir)
TAHMİNİ AĞIRLIK: 50-70Kg.
ÜRETİM YILI: 2024
AÇIKLAMA:
‘’… ‘Ben’ deyince bir boşluk duygusuna kapılıyorum. Öyle unutulmuşum ki kendimi iyice hissetmek elimden gelmiyor. Benden kalan bütün gerçeklik, var olduğunu hisseden varoluş sadece…’’
J.P. Sartre, Bulantı
Et ve kemikten oluşmuş fiziki bir “ben” ile bunları düşünen, hisseden, yargılarda bulunan “ben” arasında bir köprü aslında ‘ÖZNE’. ‘Bakışın Öznesi’ benliğin dışarıya süzülüşü esnasında , kendimizi hiçlediğimiz, içimizde yalnızlaşmış, saklı bir ormanda bulunmayı bekleyen sisli, puslu bir varoluş hali. Adeta, irisin içinde, kendini arayan bir çocuk masumluğunda, durmadan soru soran bıçak sırtı bir hal…Sanki dışarıya çıkacakmış da çıkamıyormuşçasına halihazırda bekleyen tekinsiz bir hal… Elbette insan, kendi gerçeklerine varabilmek için varoluşun içinden süzülüp geçse de her veçhesinde, baktığımız her nesnede, kişide ya da mekanda tek bir soru sorar o vakit: ben neredeyim?
‘’Ben bir noktadan görebilirim ama varoluşumda bana her taraftan bakılır.”
Jacques Lacan
ESERİN ADI: ‘Mabet:Öz’
BOYUT:65 cm x 30 cm x 127 cm
FİGÜR BOYUT: 3 cm x 2 cm x 10 cm
MALZEME: Mermer, bronz
ÜRETİM YILI: 2025
ESER HAKKINDA AÇIKLAMA
Heykel, mekân ile beden arasındaki ilişkiyi ontolojik açıdan inceler. Mekânı bir beden gibi, bedeni bir mekân gibi kurar. Mabet, mimari bir düzeyde ele alınabileceği gibi kavramsal düzeyde, fenomonolojik açıdan da değerli bir anlam üstlenir. Kişinin varoluşu, özünden önce gelir. Birey, var olduktan sonra varoluşunun sorumluluğunu üstlenir. O yüzden olmuş olan değil, olmakta olan olarak bir süreç içinde, seçimlerinin sonucunu yaşar. Dışarıdan bakıldığında yapı, kapalı ve bütüncül formuyla bir tür kutsal nesne gibi izleyiciyi karşılasa da oval kütle, dünyevi olandan koparılmış, kendi içine kapanmış bir bütünlük hissi verir. Bu yönüyle korunaklı bir alan, bir tür çağdaş mabet formudur. Heykel, klasik anlamda yüceltilmiş bir tanrısallık anlamından konuyu, insanın kendi varoluşunu sorguladığı bir iç mekân alanına dönüştürür. Merkezde açılan boşluk, bir kapıdan çok bir eşiktir. Artık mabet, sıradan mekândan ayrılan, farklı bir gerçekliğin yarılarak içinden kişiye aktığı hatta açıldığı bir yer olmuştur. İnsanın içsel alanda bulaşmayı beklediği ‘Öz’üne beden aracılığı ile bir ‘Eşik’ ten geçilerek ulaşılır. Figür, bir ziyaretçi değil; anlam arayan bir varlık, bir kendilik arayıcısıdır. Burada heykel, mabedin klasik işlevini tersine çevirerek aşkın olana yönelmek yerine, insanı kendi içsel derinliğine yöneltir. Bu düşünce, Søren Kierkegaard’ın içsel hakikat anlayışıyla örtüşür. Kierkegaard: ‘Gerçek, dışarıda bulunan bir şey değil; bireyin kendi içinde kurduğu bir ilişkidir ’demiştir. Dolayısıyla bu yapıda öz, eşikte, kendi varlığını anlamlandırmaya çalışan bir bilinç olarak durur.
ESERİN ADI: ‘Mabet:Öz’
BOYUT:65 cm x 30 cm x 127 cm
FİGÜR BOYUT: 3 cm x 2 cm x 10 cm
MALZEME: Mermer, bronz
ÜRETİM YILI: 2025
AÇIKLAMA:
Heykel, mekân ile beden arasındaki ilişkiyi ontolojik açıdan inceler. Mekânı bir beden gibi, bedeni bir mekân gibi kurar. Mabet, mimari bir düzeyde ele alınabileceği gibi kavramsal düzeyde, fenomonolojik açıdan da değerli bir anlam üstlenir. Kişinin varoluşu, özünden önce gelir. Birey, var olduktan sonra varoluşunun sorumluluğunu üstlenir. O yüzden olmuş olan değil, olmakta olan olarak bir süreç içinde, seçimlerinin sonucunu yaşar. Dışarıdan bakıldığında yapı, kapalı ve bütüncül formuyla bir tür kutsal nesne gibi izleyiciyi karşılasa da oval kütle, dünyevi olandan koparılmış, kendi içine kapanmış bir bütünlük hissi verir. Bu yönüyle korunaklı bir alan, bir tür çağdaş mabet formudur. Heykel, klasik anlamda yüceltilmiş bir tanrısallık anlamından konuyu, insanın kendi varoluşunu sorguladığı bir iç mekân alanına dönüştürür. Merkezde açılan boşluk, bir kapıdan çok bir eşiktir. Artık mabet, sıradan mekândan ayrılan, farklı bir gerçekliğin yarılarak içinden kişiye aktığı hatta açıldığı bir yer olmuştur. İnsanın içsel alanda bulaşmayı beklediği ‘Öz’üne beden aracılığı ile bir ‘Eşik’ ten geçilerek ulaşılır. Figür, bir ziyaretçi değil; anlam arayan bir varlık, bir kendilik arayıcısıdır. Burada heykel, mabedin klasik işlevini tersine çevirerek aşkın olana yönelmek yerine, insanı kendi içsel derinliğine yöneltir. Bu düşünce, Søren Kierkegaard’ın içsel hakikat anlayışıyla örtüşür. Kierkegaard: ‘Gerçek, dışarıda bulunan bir şey değil; bireyin kendi içinde kurduğu bir ilişkidir ’demiştir. Dolayısıyla bu yapıda öz, eşikte, kendi varlığını anlamlandırmaya çalışan bir bilinç olarak durur.








