ESERİN ADI: ‘Varoluş Sancısı’
BOYUT: 42 cmx 30 cm x 57 cm
MALZEME: Alçı
ÜRETİM YILI: 2022
ESER HAKKINDA AÇIKLAMA
“İnsan neyse o değildir, ne değilse odur.”
Jean-Paul Sartre
ESERİN ADI: ‘Varoluş Sancısı’
BOYUT: 42 cmx 30 cm x 57 cm
MALZEME: Alçı
ÜRETİM YILI: 2022
AÇIKLAMA:
“İnsan neyse o değildir, ne değilse odur.”
Jean-Paul Sartre
ESERİN ADI: ‘İçsel muhasebe‘
BOYUT: 50 cm x 25 cm x 50 cm
MALZEME: Modelaj
ÜRETİM YILI: 2017
ESER HAKKINDA AÇIKLAMA
“İnsan neyse o değildir, ne değilse odur.”
Jean-Paul Sartre
ESERİN ADI: ‘İçsel muhasebe‘
BOYUT: 50 cm x 25 cm x 50 cm
MALZEME: Modelaj
ÜRETİM YILI: 2017
AÇIKLAMA:
“İnsan neyse o değildir, ne değilse odur.”
Jean-Paul Sartre
ESERİN ADI: ‘Athena‘
MALZEME: Modelaj
ÜRETİM YILI: 2017
ESER HAKKINDA AÇIKLAMA
“İnsan neyse o değildir, ne değilse odur.”
Jean-Paul Sartre
ESERİN ADI: ‘Athena‘
MALZEME: Modelaj
ÜRETİM YILI: 2017
AÇIKLAMA:
“İnsan neyse o değildir, ne değilse odur.”
Jean-Paul Sartre
ESERİN ADI: ‘Kırmızıdaki Eşik‘
BOYUT: 62.5 cm x 30 cm x 208 cm
FİGÜR BOYUT: 46 cm x 30 cm x 130 cm
MALZEME: Metal, alçı
ÜRETİM YILI: 2024
ESER HAKKINDA AÇIKLAMA
AÇIKLAMA:
Jean-Paul Sartre: “İnsan, olduğu şey değil, olmadığı şeydir” der. İnsan, ulaşılamayan bir yön içinde, bir tarafı geçmiş, bir tarafı gelecekte kalan, zamanın dikey yönünde asılı bulur kendini. Bir tarafı eksik, bir tarafı yarım kalan, bir tarafı ise tamamlanmak üzere oluşan, kısıtlanmış ama bir gövdeye bağlı da sanki oradan da düşecekmiş gibi bir hal ile asılı kalmıştır. Böyleyken yine de başı yukarda, alnı dik, olmakta olan bir bedenin içinde direnir hep bir umutla ayakları varmışçasına. Yönelimin içinde bir arayış, hatta bir direnç hâli sürer durur varlığının içinde. Kırmızının içine bir mimari yerleşir. Sonra bir düzen oluşur aynı bir kafes gibi… Bir sınır belirir o an ve bir sistem hatta bir son içinde ‘askıda varoluş’ kendini bütün haşmetiyle gösterir. Varlık, yapı içinde hem korunur hem de kısıtlanır. Bu ikili durum, insanın dünyaya “atılmışlığı”nı sorgulattığı kadar seçmediği ya da seçemediği koşulların da tezahürünü betimler. Başın yukarıya doğru yönelimi, imkânsız bir anlamın izini sürer gibidir. Bu iz, insanın içinde bulunduğu sınırlara rağmen anlam üretme çabasına doğru bir yol, bir hal, hatta bir merdiven olup yukarıya çıkış halidir. Heykel o an, umut ile çıkmaz, özgürlük ile kısıtlılık arasında salınan bir varoluş hâlini bedenleştirir. Bu yapıt, insanı tamamlanmış bir öz olarak değil, eksik, kırılgan ve sürekli oluş hâlinde bir varlık olarak sunulmuştur. Gözler kapalıyken indiğimiz derinlik gösterir ki bize aslında hepimiz dışarda yaşadığımızı düşünsek de gerçekte hepimiz içimizde yaşamaktayızdır.
Sartre’ın sözü dökülür bu bedene,
İnsan, olduğu şey değil, olmadığıdır, diye…
Askıda bir varoluş hali,
Belirsiz bir yönün içinde,
Ne tam geçmişte,
Ne de bütünüyle gelecekte…
Zaman o an, dikey bir boşluk olup uzanır içinden.
Eksik bir gövde bu!
Yarım kalmış, kesilmiş, durdurulmuş.
Düşmek ile tutunmak arasında.
İnce bir eşikte bekleyip duran,
Başı yukarıda,
Alnı dik,
Gözler kapalı,
İçe doğru açılan bir derinlikte,
Görmeden görür gibi.
Kırmızının içine bir yapı kurulur o vakit,
Sarar etrafını,
Sessizce dolar içine,
Çizgiler, sınırlar, tekrarlar,
Bir kafes gibi,
Bir sistem gibi,
Öyle zorba ki!
Belki de korurmuş gibi yapan,
Ama aynı anda kısıtlamaktan geri durmayan…
Yukarı uzanan bir iz vardır az uzakta,
Adeta bir merdiven gibi,
Fakat dokunulamayan, dokunulmaz olan.
Yönelmek kalır geriye,
Ulaşamasa da o an,
Vazgeçilemeyen bir yönelme hali,
Bir gerekmiş ,bir erekmiş gibi.
Bu yüzden hâlâ oradadır,
Askıda, eksik, ama olmakta olan.
Ve belki de en çok bu yüzden,
Hepimiz, dışarıda yaşıyor sanırken kendimizi
Varoluşumuzda kalırız, hep askıda ve hep olmakta gibi…
Simin Türedi
ESERİN ADI: ‘Kırmızıdaki Eşik‘
BOYUT: 62.5 cm x 30 cm x 208 cm
FİGÜR BOYUT: 46 cm x 30 cm x 130 cm
MALZEME: Metal, alçı
ÜRETİM YILI: 2024
AÇIKLAMA:
Jean-Paul Sartre: “İnsan, olduğu şey değil, olmadığı şeydir” der. İnsan, ulaşılamayan bir yön içinde, bir tarafı geçmiş, bir tarafı gelecekte kalan, zamanın dikey yönünde asılı bulur kendini. Bir tarafı eksik, bir tarafı yarım kalan, bir tarafı ise tamamlanmak üzere oluşan, kısıtlanmış ama bir gövdeye bağlı da sanki oradan da düşecekmiş gibi bir hal ile asılı kalmıştır. Böyleyken yine de başı yukarda, alnı dik, olmakta olan bir bedenin içinde direnir hep bir umutla ayakları varmışçasına. Yönelimin içinde bir arayış, hatta bir direnç hâli sürer durur varlığının içinde. Kırmızının içine bir mimari yerleşir. Sonra bir düzen oluşur aynı bir kafes gibi… Bir sınır belirir o an ve bir sistem hatta bir son içinde ‘askıda varoluş’ kendini bütün haşmetiyle gösterir. Varlık, yapı içinde hem korunur hem de kısıtlanır. Bu ikili durum, insanın dünyaya “atılmışlığı”nı sorgulattığı kadar seçmediği ya da seçemediği koşulların da tezahürünü betimler. Başın yukarıya doğru yönelimi, imkânsız bir anlamın izini sürer gibidir. Bu iz, insanın içinde bulunduğu sınırlara rağmen anlam üretme çabasına doğru bir yol, bir hal, hatta bir merdiven olup yukarıya çıkış halidir. Heykel o an, umut ile çıkmaz, özgürlük ile kısıtlılık arasında salınan bir varoluş hâlini bedenleştirir. Bu yapıt, insanı tamamlanmış bir öz olarak değil, eksik, kırılgan ve sürekli oluş hâlinde bir varlık olarak sunulmuştur. Gözler kapalıyken indiğimiz derinlik gösterir ki bize aslında hepimiz dışarda yaşadığımızı düşünsek de gerçekte hepimiz içimizde yaşamaktayızdır.
Sartre’ın sözü dökülür bu bedene,
İnsan, olduğu şey değil, olmadığıdır, diye…
Askıda bir varoluş hali,
Belirsiz bir yönün içinde,
Ne tam geçmişte,
Ne de bütünüyle gelecekte…
Zaman o an, dikey bir boşluk olup uzanır içinden.
Eksik bir gövde bu!
Yarım kalmış, kesilmiş, durdurulmuş.
Düşmek ile tutunmak arasında.
İnce bir eşikte bekleyip duran,
Başı yukarıda,
Alnı dik,
Gözler kapalı,
İçe doğru açılan bir derinlikte,
Görmeden görür gibi.
Kırmızının içine bir yapı kurulur o vakit,
Sarar etrafını,
Sessizce dolar içine,
Çizgiler, sınırlar, tekrarlar,
Bir kafes gibi,
Bir sistem gibi,
Öyle zorba ki!
Belki de korurmuş gibi yapan,
Ama aynı anda kısıtlamaktan geri durmayan…
Yukarı uzanan bir iz vardır az uzakta,
Adeta bir merdiven gibi,
Fakat dokunulamayan, dokunulmaz olan.
Yönelmek kalır geriye,
Ulaşamasa da o an,
Vazgeçilemeyen bir yönelme hali,
Bir gerekmiş ,bir erekmiş gibi.
Bu yüzden hâlâ oradadır,
Askıda, eksik, ama olmakta olan.
Ve belki de en çok bu yüzden,
Hepimiz, dışarıda yaşıyor sanırken kendimizi
Varoluşumuzda kalırız, hep askıda ve hep olmakta gibi…
Simin Türedi






















